İlk Yelkenli Tatiliniz
Yelkenli Tekne İle İlk Tatil
Merhaba…
Daha önce yazdıklarımı düşününce, tekneye ilk defa gelecek müstakbel denizcilerimizi ihmal ettiğimi anladım. Önce kendilerinden özür dileyeyim ve bu yazıyla bağışlanacağımı umayım.
Biliyorsunuz bizde amatör denizci belgesi alabilmek için denize açılmaya gerek yok. Bu nedenle ilk defa aramıza katılacak olan arkadaşlarımızdan belgesi olanlar da olabilir ama ben teorik bilgisi de olmayan misafirlerimize hitap edeceğim. Büyük çoğunlukla bu misafirlerimiz aileden bir kaptanla birlikte geliyorlar ve öncesinde onlara mutlaka danışacaklardır. Ben de aklıma gelenleri aktarmaya çalışayım, nasıl olsa bilginin fazlası olmaz…
Yelkenli Yatçılık’tan bir tekne kiralandı. Bu teknenin teknik özellikleri internet sitesinde mevcut. Sizi bekleyen tatilin nasıl bir şeyde gerçekleşeceğini resimleriyle birlikte görüyorsunuz. Bunun üzerinden planlar yapabilir, tatil hayallerinizi şekillendirebilirsiniz.
Öncelikle bilmelisiniz ki teknede bir kaptan bulunur ve kaptanın dışındaki herkes mürettebat diye adlandırılır. Daha önce gulette tatil yaptıysanız, bu birinci farklılık. Yani teknede herkesin mürettebat olarak bir sorumluluğu var. Bedensel engelli olduğunuzdan teknedeki iş ve işlemlerin çoğuna katılamayacak bile olsanız, en azından kendinizden sorumlu olacaksınız. Sizin yaptığınız veya yapmadığınız her şey, teknedeki herkesi bir şekilde etkileyecektir. Ne demek istediğimi birazdan örnekleriyle anlayacaksınız.
İşe evdeki hazırlıklardan başlayalım. Filmlerde görmüşsünüzdür, denizciler hep sırtlarına attıkları bez çantalarla gezerler. Evet tekneye sert bavulla gelmeyin. Hiç yumuşak çantanız yoksa, bavulunuzu kamaranıza boşaltıp, boşunu arabanıza bırakarak seyre çıkma imkanını düşünün. Bu imkan da olamayacaksa mutlaka yumuşak bir çanta edinin. Bunun bir nedeni teknedeki yer kıtlığı ve diğer nedeni de sert bavulun çapariz oluşturma potansiyeli. Kiraladığınız teknenin çizimine bir bakın. Kamaralarda yatakla kapı arasında bir boşluk göreceksiniz. Ayakta durabileceğiniz, üstünüzü değiştirebileceğiniz bir boşluk. Yatak yüksek elbette. Yani kapı kapalıyken burada havuz gibi bir boşluk oluşuyor. Yatağın üstünde bırakılan sert bavul seyirde buraya düşmüş ve kapıyı açılamaz hale getirmişti. Olay kıç kamarada gerçekleştiğinden, üstteki heç (pencere) de insan geçebilecek boyutta değildi. Kakıçla bavulu yakalayıp da sıkıştığı yerden çıkarıncaya kadar iyi terlemiştim. Ya bebeğiniz içeride uyuyor olsaydı… işte mürettebat olarak yaptığınız veya yapmadığınız her şeyin herkesi bir şekilde etkilemesine ilk örnek.
Bu yumuşak çantayı da otele gidiyormuş gibi çok doldurmayın derim. Hem depolama alanları çok küçük hem de herkes çoğu getirdiğini giymeden geri götürüyor. Karar yine de sizin… Cep telefonsuz, tabletsiz gezilmediğine göre, bunlara uygun su geçirmez kılıflar çok işe yarayabilir. Bir de bağlandığınız yerde duşa giderken kullanmak üzere uygun bir çanta ve terlik faydalı olabilir.
Yelkenli teknelerde güneş çok daha etkili oluyor. Gölgede bile kalsanız teknenin beyaz fiberinden, yelkenden, denizden yansıyan güneş çok yakıyor. Seyir sırasında esintiyle de hissedemeyince, tatilin ilk günü tüp patlamış gibi yanma ihtimaliniz var. Güneşten korunma işini ciddiye alın ve her zamanki hazırlığınızdan bir seviye yukarı taşıyın derim.
Daha önce hiç denemediyseniz ve sizdeki etkilerini bilmiyorsanız, deniz tutmasına karşı bilekliklerden bir tane edinebilirsiniz. Telefon ekranına uzun süre bakmak, ekrana yazı yazmak hele ki bunları iç mekanda yapmak ciddi anlamda tetikleyecektir deniz tutmasını. Bir de numaralı olmasına rağmen gözlüğünüzü kullanmamak da etkilidir. Bu nedenle numaralı güneş gözlüğü yaptırın lütfen. Sanki deniz tutacakmış gibi hissetmeye başladıysanız, ufuk çizgisine bakın. Yine de artıyor gibiyse dümen tutun. Teknenin sorumluluğunu alabilecek düzeyde değilseniz bile dümenin başına geçin ve ayakta durup, dümen simidine iki elle yapışın, dikkatinizi pruvaya ve çevredeki teknelerin rotalarına vererek, yandan kaptanın desteğiyle dümen tutun.
Gece geç saatlere kadar kitap okumadan uykuya dalamıyorsanız ve bu konuda ilaç da kullanmak istemiyorsanız, pilli bir okuma lambası edinin. Teknede, evde alıştığınızdan çok farklı bir sistem işliyor. Evde musluğu açıyorsunuz, şehir basıncıyla sınırsızca akıveriyor su. Sifonu çekiyorsunuz, akıp gidiveriyor yerçekimiyle. Teknede işler böyle kendiliğinden yürümüyor. Kiraladığınız teknenin çizimlerine bakın, enaz iki tane su deposu göreceksiniz. Çok tasarruflu kullanacağınız bu depolardan suyun musluğa gelmesi ve musluğu çevirince akması hidroforla sağlanıyor. Hidrofor neyle çalışıyor, elektrikle. Elektrik nerede, aküde. Yani 12 volt. Teknede 220 volt şehir cereyanı yok, lambalar da aküden yanıyor. Tuvaleti kullandık nasıl gidecek, aşağısı yok ki teknede yerçekimiyle gitsin? Çizimde tuvaletlerin içine gizlenmiş pis su depolarını göreceksiniz. Onlar tuvaletten daha yukarı seviyede. Tuvaletin içini, özel bir pompa ile bu depolara basıyoruz. Ya elle itilip çekilen bir pompa ya da yine 12 voltla çalışan elektrikli bir pompayla. İşte tam burada en önemli uyarı geliyor: Sakın sakın tuvalete poponuzdan çıkmamış bir şey atmayın, düşürmeyin, düşürdüyseniz mutlaka alın. Aksi halde, bahsettiğim pompa anında bozulur ve tatiliniz kabusa dönüşür. Tuvaletin içinde duş yaptınız, aşağısı yok ki nereye gidecek su? Ayağınızın altında birikecek, yakınızdaki düğmeye basınca yine 12 volt elektrikli pompayla basılacak. Ya buzdolabı, o da 12 volt. İşte bu sistemin içerisinde ya evdeki kitap okuyarak uykuya dalıp ışığı sabah söndürme alışkanlığınızı terk edeceksiniz ya da pilli okuma lambası getireceksiniz.
Tekneniz, ilk geldiğinizde marinada şehir elektriğine bağlı şekilde sizi bekliyor olacak. Siz tüm alışverişi buzdolabına bir seferde dolduracaksınız. Böylece buzdolabı maksimum hacimde eşyayı minimum hava sirkülasyonuyla soğutmaya çalışacak. Bir de hemen seyre çıkar, buzdolabını 12 volta emanet ederseniz, buzdolabının arızalı olduğunu zannedebilirsiniz. Dedim ya evde alıştığınız gibi yürümüyor teknede işler. Buzdolabı en çok elektrik yiyen eşya. Sık sık açıp kapatmamak, içindekileri planlı yerleştirmek suretiyle kapağın açık durma zamanını en aza indirmek gibi özen gerekiyor. Üstelik bu alet yazın sıcağında, güneşin altında vazife yapıyor. Karavanı bile gölgeye çekip tatil yapıyoruz da tekneler sürekli güneşin altında…
Bu yazının amacı tekne şartları ile gözünüzü korkutmak değil. Neyle karşılaşacağınızı tanıtarak hazırlıklı gelmenizi ve çabucak adapte olarak çok keyifli ve sportif bir tatil geçirmenizi sağlamak.
Teknede sert tabanlı ayakkabı kullanılmaz. Zemine zarar verir. Beyaz fiberde renk bırakmayacak, yumuşak ve kaymayan tabanlı ayakkabı gerekir. Dışarıda giymişseniz, tekneye girmeden mutlaka tabanını kontrol edip, arasına sıkışmış taş parçacıkları varsa temizlenmeli. En güzeli tekne ayakkabısı ile dışarıya çıkmamak, iki farklı ayakkabı kullanmak.
Marinada teknenizi kıçı size dönük şekilde ve karayla arasında kalas gibi bir yürüme köprüsüyle bekler bulacaksınız. Bu köprünün adı paserella. Ayrılırken onu da götüreceksiniz ve tatil boyunca bağlandığınız her yerde kullanacaksınız. Pek kazaya açık bir operasyondur. Hevesle atlamak yerine sakin ve temkinli kullanmak lazım paserellayı.
Kiraladığınız teknenin çizimlerine bakınca, kıç tarafta dümenin ve karşılıklı iki oturma alanını bulunduğu, havuzluk denen kısmı göreceksiniz. Burası hem motor ve dümen hem de yelkenlerin idare edildiği kumanda bölümü ve açık havada oturulan, açılır masası da bulunan mekan. Tatilin çoğu burada geçecek. Spor, keyif, yeme içme burada, havuzlukta olacak. Oturduğunuz yerin altında portuç denen depolama dolapları var. Uygun bir yeri ayakkabı deposu yapıp dışarının kirini pisini tekneye sokmamak düşünülebilir. Önünüzde, ortada bir sabit masa var. Çok sağlamdır, istediğiniz gibi tutup destek alabilisiniz. Bu masanın iki yanında da yemek için açacağınız kanatları var. Hah işte sakın onlara abanarak oturup kalkmayın. Bu da evde yaptığımız ve hiç farketmediğimiz bir doğal hareket. Ama kenarına bastırınca o kanatlar düşebiliyor ve üstündeki her şey de sizin kucağınıza…
Havuzluktan içeriye bir kaç basamakla iniliyor. Amman dikkat! Sakın sakın ıslak ayakla inmeyin. Merdiven basamaklarında kaydırmaz bantlar var da zemine ayağınızı bastığınız anda sabun gibi kayarsınız!!!… Sert seyir şartlarında da arkanızı dönerek ters inmenizi öneririm. Merdivenin her iki tarafındaki tutamaklara sıkı sıkı yapışarak. Zeminde sizinle birlikte kayacak halat, poşet gibi şeylere basmamaya azami özen gösterin. İki el dolu asla ve asla (limanda bile) merdiveni inip çıkmayın.
İndik. Girdiğimiz mekan salon. Salonun bir köşesinde navigasyon masası ve kumanda paneli, telsiz var, diğer köşesinde kuzine. Tekne mutfağına kuzine diyoruz. Ocakta ve fırında LPG tüpü kullanıyoruz. Biliyorsunuz LPG havadan ağır bir gaz. Bulunduğunuz ortam ise kuyu gibi, tabanından havalandırılması mümkün olmayan bir yer. O nedenle ocak işinde güvenlik çok önemli. Öncelikle tüp dışarıda, kıçta özel yuvasında ve tüpün üstünde vana var. Sonra gaz hortumunun ocağa bağlandığı yerde bir vana daha var. Ocağın ve fırının düğmelerini ise bastırarak döndürmeyince gaz gelmiyor ve yaktıktan sonra bir müddet daha basık tutmayınca sönüyor. Gördüğünüz gibi bu iş önemli. Siz de kullanırken azami titizliği gösterin lütfen.
Teknede bir iş yaparken temel kuralımız “bir el tekneye, bir el kendine” şeklindedir. İki elin kullanılması zorunlu ise kendimizi bağlayarak sabitler de çalışırız.
Kaptanın sözünden çıkmayın. Onun bu yetkisini kötüye kullandığını düşünüyorsanız bir daha onunla tekneye gelmezsiniz, olur biter. Ama bu tatil bitinceye kadar isyan etmek yok. Kaptanın sözünden çıkmak yok!…
Günübirlik yelken kursları almış olabilirsiniz hatta yelken yarışlarına da katılmış olabilirsiniz. Ama hiç bir hafta boyunca teknede kalarak tatil yapmadıysanız bu anlattıklarımın yararını görebilirsiniz. Çünkü yatçılık büyük küme ise yelkencilik onun içindeki küçük kümeyi temsil eder. Tadını çıkarmanızı umarım. Esenlik dileklerimle…
turgut ilhan




(0) Yorum