Denizde Nezaket

Denizde Nezaket


Merhaba…

Denizcilik kültürü gitgide unutuluyor gibi geliyor bana. Yaşatmak için gayret sarfetmiyoruz, yazmıyoruz, okumuyoruz galiba. Her denizci bildiklerinden biraz bahsetmeli diye düşündüm. Her söyleyenin damlaları birleşir, göl kurumaktan kurtulur belki dedim. Kurt denizci Tanıl Tuncel denizcilerin yardımlaşmasını “iyilik kumbarasını doldurmaya” benzetir ve kumbarası dolu olanların mutlaka yardımla, iyilikle karşılaşıyor olduğunu yazardı. Alın size tüm yaşama uyarlanabilecek bir denizcilik kültürü…

Denizcilik zaten o kadar kadim ki adeta tüm insan hayatını etkilemiş, şekillendirmiş ve öncü olmuş. Kendinden sonra ortaya çıkmış sağ - sol görüşlerinde borda renklerini vermiş siyasete; yeşil sağcıların, kırmızı solcuların olmuş. Aynı renkleri uçaklara da vermiş tekneler. Hatta yeşilde biraz ton farkı yaparak polis arabalarına da. O yüzden uzaktan görünce polis arabası size mi dönük, radar olabilir mi anlar denizciler…

Eskinin zor şartlarında hep eğitimsiz, kaba saba adamlar olarak bugün bize gösterilen denizcilere bile saygıyı öğretmiş denizcilik kültürü. Yelkenli okul gemisi diye bir kavram doğmuş. Siz hiç çift dorseli okul tırı ya da buharlı okul lokomotifi diye bir şey duydunuz mu?…

Ben teknesinde yaşayan veya uzun zaman geçiren denizcilerin hep gülümsediğini, apaydınlık bir yüzle size merhaba dediklerini gördüm. Ama “bakın benim teknem ne büyük” demek için tekne almış insanlarda hep somurtan, endişeli, mesafeli ve hatta eğer yanında kaptan çalıştırıyorsa bir kuralmış gibi mutlaka ona kızgın yüzler gördüm. Önemli ve denizci işadamlarımızdan biri (kim olduğunu unuttuğum için yazamadım adını) masasında iki adet taş bulundururmuş. Bunların ne olduğunu soranlara ise “bu sivri kenarlı bir kara taşı, bu yuvarlak olan ise denizden alındı; deniz insanın sert kenarlarını törpüler” diye cevap verirmiş. Ne güzel, ne doğru…

Bugün büyük şirketler yöneticilerindeki takım ruhunu geliştirmek için yelkenliyle okyanus geçmelerini istiyorlarsa bilin ki denizin öğreticiliğinden, iyileştiriciliğinden yararlanmak için. Seyir sonrası yöneticisinin, eskilerin dediği kamil insan olmasını istediği için.

Kamil insan dingin ve sabırlıdır da. Deniz öğretir sabır ve dinginliği, problemleri didişerek çözmemeyi. Bazen büyük balıklar ağdaki küçükleri yemek için dalar içine ve ağ, artık açılamayacak derecede çitişir. O zaman balıkçılar ne yaparlar biliyor musunuz; ağlarını denize sererler. Deniz çözer onları zamanla, güzelce açar dolaşık yerleri…

Şehir hayatının hızı işlemez denizde. Kara alışkanlığıyla hava hafifleyince “aman çok yavaşız bu ne böyle” deyip motor basmamayı bir deneyin. Hatta sıfır havada bir kitap alıp okuyarak ya da meditasyon yaparak rüzgarı beklemeyi deneyin. Eskiler motor gücüne “tahrik gücü” derlerdi; doğayı tahrik eden güç. Zaten motorla giden tekne suya gömülür, yelkenle yükselir. Tahrik etmeyeceğim seni ey deniz duygusuyla beklerken geliveren o ilk esişlerde yelkenlerin kıpırtılarının ne kadar mutluluk verdiğine inanamayacaksınız.

Neyse çok derinlere dalıp da yazıyı ağdalandırıp baymayayım sizleri. Siz kruvaze erkek ceketlerinin aslında gemici kaputu olduğunu biliyor musunuz bakalım? Hani şu kanatları birbiri üstüne bindirilerek iliklenen ceketlerden bahsediyorum. Eski kabasorta armalı yelkenli gemilerde direklerde serenler olurdu biliyorsunuz. Dikdörtgen yelkenlerin üst yakaları bu serenlerden oluşurdu. Yelkeni toplarken serene çıkıp yanyana dizilmiş gemiciler yelkeni yukarı çekip serene camadan bağıyla bağlarlardı. Yelkeni açacakları zaman da bu bağları fora ederler, yelken aşağı düşerek açılırdı. Bugün hala kulağımıza aşina gelen “yelkenler fora” komutunun aslı budur. E oraya çıkan ve rüzgarın altında canhıraş çalışan bu gemicilerin hem üşümemesi hem de hareketlerinin engellenmemesi gerekir. Bu ihtiyaçla gemici kaputu icat edilmiş. Çok uzun olmayıp en fazla popoyu örten ve öndeki kanatları ister yakadan itibaren ister yakayı açık bırakarak sadece alttan düğmelenen veee asıl buradaki mühendisliğe dikkat; rüzgar düğmelenen aradan giremesin diye ne taraftan esiyorsa ona göre sağ veya sol kanadı üste alarak iliklenebilen bir kaput. Çok zekice değil mi? Belki de bu yüzden kaptan çizimleri hep lacivert kruvaze ceketli olur ya…


Denizciliğin bir de adab’ı muaşeret kuralları vardır. Mesela usturmaçalar sallana sallana gezmek ayıptır. Yeterli portuç alanı olmadığından toplamak mümkün olmayabilir, en azından vardeveladan içeri alıp bir elincesiyle tekrar düşmesini engellemek yeterli olur.

Mesela dışarıdan duyulabilecek kadar yüksek sesle müzik dinlemek ya da konuşup gülüşmek ayıptır. Teknelerde esas olan sessizliktir. Akü şarj problemi nedeniyle motor çalıştırmak zorundaysanız, bunu zinhar sabahın köründe yapmayın. Tercihen komşuların yemeğe çıktığı, iskelenin boş olduğu saate denk getirin. Bir de ne hikmetse herkes motoru rölantide bırakıp gidiyor. Halbuki 1200-1300 gibi hafif bir devir verilse (vites boştayken elbette) hem dizel motorun sesi daha kabul edilebilir bir uğultu halini alır hem de alternatör daha verimli şarj ederek işlemin kısa sürede bitmesi sağlanır. Bu cümleden olmak üzere, tüm gece tak tak direğe vuran mandarların sesi de çok gıcık olur uykusu hafif denizciler için. Duyarsız kalmayıp bir parça elincesiyle çarmıha bağlayarak direkten uzaklaştırmak lazım. Deneyimli denizciler rüzgar jeneratörlerini bile bağlıyorlar gece ses yapmasın diye.

Keza pis ve dağınık tekne görüntüsü de ayıptır. Seyir dönüşü salimen bağlandık diye içkileri tokuşturmadan önce klasik ana yelkeni kılıfına yerleştirip kapatmak gerekir mesela. Bağlanma bittikten sonra komşu tekneye bakan usturmaçaların yer ve yüksekliklerinin uygun olup olmadığını denetlemek de saygılı ve sorumlu bir davranış olur. Usturmaçalarımızın temiz olması ve bordayı lekelememesi esastır; hele ki komşu teknenin bordasını.

Yelkenli Yatçılık teknelerine evcil hayvan getirmeniz mümkün değil. Bu konuda çok katı prensibimiz var. Bu dostlarınızı kendi teknenizde gezdiriyorsanız karada ihtiyaçlarını giderdiklerinde mutlaka temizleyin. Gereksiz geldi bu yazdığım değil mi? Değil. Evinin çevresinde komşuları şikayet eder diye dostunun pisliğini temizleyen medeni (!) insanlarımız maalesef kıyıdaki restoranın bahçesinde bırakıp gidiveriyor.

Esas olan çevreye saygı yani. Çevreden kastım hem doğa hem de diğer insanlar. Biz insanoğlu doğadan biraz farklı yaşıyoruz, ona zarar verebiliyoruz mesela. İşimize geldiği gibi davranıyoruz. O yüzden doğaya saygı ve insana saygıyı ayrı söyledim. İnsan doğadan uzaklaştıkça mutsuzluk oranı da artıyor maalesef. İnsanın bilincine dair kitapların, seminerlerin arttığı, spiritüel öğretinin daha çok konuşulmaya başlandığı dikkatinizi çekmiştir mutlaka. İşte denizcilik kültürü bu derde de deva bence; insanı doğanın bir parçası yapma felsefesine dayanıyor temelleri. Doğa ve insanı ayrı kavramlar olmaktan kurtaracak bir öğreti…

Peki siz bayrağa dikkat ediyor musunuz? Teknenin tabiyetini gösteren ve eğer farklıysa sancak gurcataya toka edilen seyir sularının bayrakların temiz, sağlam, yıpranmamış, solmamış olmasına dikkat ediyor musunuz? Yelkenli Yatçılık bu konuda azami titizliği gösterdiğinden, kiraladığınız teknede problem yoktur. Ama siz belki yanınızda getirdiğiniz bir flamayı iskele gurcataya toka etmek isteyeceksiniz. Gönül verdiğiniz spor kulübü olabilir, bir dernek flaması olabilir. Lütfen lütfen dikkat edin ki o flama Türk bayrağından daha büyük olmasın!!!…

Bayrak deyince aklıma unutulmuş bir adetimiz geldi. Seyirde bir Türk savaş gemisiyle karşılaşırsak mezestre sancak ederek selamlamamız gerek. Şimdi diyeceksiniz ki “mezestre sancak ne?” Unutuldu ya hatırlatmak gerek. Savaş gemisi gördüğünüzde teknenizdeki Türk bayrağını yarıya indirir, 15-20 saniye kadar sonra geri yerine basarsınız. Askeri gemi uzak da olsa yapın, gözcüsü farkediyor. Akabinde gemiden gelen selamlama düdüğü hep tüylerimi diken diken edip gözlerimi dolduruyor. Çok mu sulugöz oldum ne…


Bir limana, iskeleye bağlanma konusunda kaptanlarımızda “kimin sözü geçer” konusunda bir tereddüt gözlemliyorum. Uluslararası kurallara bakınca iki önemli işaret görüyoruz. Eğer sizi kurtarmaya gelmiş bir helikopter veya gemi varsa komuta kurtarıcıya geçer, kurtarılan teknedeki tüm mürettebat ve kaptan kurtaranın emir ve direktiflerine uymakla mükelleftir. İkinci örnek ise ticari gemilerin limana girişlerine ilişkin. Gemi kaptanı limandan gelen talimatlara, eğer yardım alıyorsa römorkör kaptanının talimatlarına uymakla mükelleftir.

Bu cümleden olmak üzere bir limana veya iskeleye bağlanıyorsanız, “ben kaptanım, benim dediğim olur” dan sıyrılarak iskeledeki görevlinin söylediklerine uygun davranmak gerekir. Elbette görevlinin tarif ettiği bağlanmayı gerçekleştirmek üzere yapılacak manevra yine kaptanın sorumluluğundadır. Eğer görevlinin tarif ettiği bağlanma şekli sizin teknenizin şartlarına uygun değilse, bu durumu kibar bir şekilde görevliye söylemek ve uzlaşı içerisinde çözüm üretmek gerekir. “Salmam çok uzun, şu kadar su çekiyorum, iskelenin derin tarafına bağlanmam mümkün mü?”, “teknede yalnızım demir atamıyorum, şuraya aborda olmam mümkün mü?” gibi…

Liman veya iskele görevlisiyle uzlaşamamanız veya onun talimatlarını fiilen yerine getirmenizin mümkün olmadığı ya da talimatın yerine getirilmesinin teknenize zarar vereceğini düşündüğünüz hallerde, orayı terk etmeniz en doğrusu olacaktır. Siz kaptansınız ve teknede sizin sözünüz geçer diye teknenin dışındaki dünyaya da emir yağdırma hakkınız yoktur. Tuhaf gelebilir belki ama bu yolda öyle çok tartışmaya tanık oldum ki bilemezsiniz…

Denizlerin ve doğanın temiz tutulması, denizcilik kültürünün temel öğelerinden. Burada aman denizleri temiz tutun diyecek değilim; aksini aklımdan bile geçirmem. Bu bahiste söyleyeceğim tamamen daha naif davranmakla ilgili. Organik olduğu için muz kabuğunu seyir sırasında denize atın ama bir koyda yüzenlerin arasına atmayın gibi. Tekne arkadaşınız teknenin etrafında yüzerken onu uyarmadan traş olmayın, kıllı köpüklerinizi arkadaşınızın burnuna dayamayın gibi. Limanda bulaşık yıkadıysanız lavaboyu tıkayın, köpüklü suyu açık denizde salıverin gibi…

Eski denizcilerin “açıkta selamet vardır” şeklindeki düsturlarını da hatırlatmış olayım. Fırtınada tekneye karalar zarar verir, açığa çıkıp uygun bir tarzda fırtına seyri ile salimen atlatırsınız sıkıntıyı.

Tüm yaşamınızda açıktaki güvenli sularda, keyif ve mutluluğunuzun tadını çıkartmanız arzusuyla, yine unutulmaya yüz tutmuş kadim bir denizci vedası size, “selametle!”. Esenlik dileklerimle…

turgut ilhan

(0) Yorum

  • Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yazın