Datça Yarımadasında Yelken
Yelkenli Yatçılık ile Datça Yarımadasında yelken seyri.
Merhaba…
Datça Yarımadası’nın en dar ve alçak olan, rüzgar türbinlerinin bulunduğu Kızlan Beli mevkiinden, yarımadanın en geniş yerinin ucu olan İnce Burun’a doğru inen büyük geniş parantez Datça Limanı diye adlandırılıyor seyir haritasında. Elbette teknelerin bağlandığı bir de küçük Datça Limanı var, o başka. Limanın bir mil kadar açığındaki Uzunca Ada feneri de Datça liman feneri olarak kabul edilen nirengi noktasıdır.
Kurucabük’ten batıya gidildikçe bir kaç küçük koy ve adacık bulunmakla birlikte, kıyılar tamamen yazlık sitelerle dolu olduğundan ve demirleme derinlikleri de yüzme alanı sınır mantarlarıyla çevrildiğinden, yatçıların pek uğrak yeri değildir.
Rüzgar türbinlerinin bulunduğu Kızlan Beli’nin geniş sahili de alargada kalmak için pek tercih edilmemekte. Üstelik dip kum ve hakim rüzgar karadan esmesine rağmen. Bu nedenle Kurucabük’ten avara olan tekneler Datça’ya gitme niyetindelerse genellikle ya limana bağlanmakta ya limanın karşısında alargada kalmakta veya limanın kuzey sırtındaki plajın önüne demir atmaktadır.
Datça limanı gümrük kapısıdır. Giriş çıkış yapılabilir. Ayrıca atık verilebilir. Liman, doğal bir koyun içine yapılmıştır. Yaz boyu rüzgar karadan eser ama kışın asıl yıkıcı fırtınalar güneyli gelir ve maalesef Datça limanının ağzından giriverir. Bunu engellemek ve limanın karşısındaki alarga alanına bir marina inşa edebilmek amacıyla büyük bir iş başarıldı. Limanın bulunduğu koyun tam güney girişinde bulunan minik Topanca Ada ile ana kara arası dolduruldu. Muhkem bir mendirek oluşturuldu ve Topanca Ada haritadan silindi. Böylece de limanın güney ağzı epey korunaklı hale geldi. Fakat ne hikmetse bu zahmetli işten sonra marina yapılmaktan vazgeçildi. Çevrecilerin engel olduğu söyleniyor ama davalara ilişkin net bir bilgim yok. Tek bildiğim, çevrede marinalara şiddetle ihtiyaç olduğudur. Biz nedense denizlerin hep üstünde olanlarca kirletilebildiğini zannediyoruz, kıyıdakiler asla kirletemez…
Datça limanında da tıpkı Bozburun limanı gibi tonoz yok, demir atılıyor. Ancak maalesef kıçtankara olunan kıyının denize doğru içbükey bir yapısı olduğundan demirler üstüste gelip çapariz oluşabiliyor. Dip kum ve iyi demir tuttuğundan, uzun zincir işini büyük gulet ve motoryatlara bırakıp, onların zincirlerini geçtikten sonra neta alanlara demir atmanızı önerebilirim. Havuzluğunuzun barlar sokağına kıyı olacağını da kedilerin fırsat bulduklarında bir tekne dizayneri edasıyla inceleme yapacaklarını da hatırlatmış olayım.
Datça Limanından sonra kıyı İnce Burun’a kadar güneye iner ve yarımadanın en geniş yerini çizer. Liman çıkışından (eski Topanca Ada’dan) 1-1,5 mil güneyde Kargı Koyu’nu bulursunuz. Limandan buraya karayolu da var, yürümek daha kısa. Dip sağlam demir tutmaz ama yine de alarga için pek revaçta bir koydur.
Onun da hemen 3-4 gomina güneyinde Akvaryum diye tabir edilen, günübirlik tur teknelerinin olmazsa olmazı bir girinti, size muhteşem bir yüzme keyfi vaadeder. Kargı’dan buraya botla gitmek çok daha pratik ve zahmetsiz olacaktır.
Datça Yarımadası’nın en güney ucunu temsil eden İnce Burun, gerçekten ince, zarif ve pek hoştur. “Fl(3) 15s 14m 8M” feneri, önemli fenerlerimizdendir. Fenere kadar doğal ve zarif bir mendirek, güney dalgalarını durdurur. Mendireğin içinde harikulade bir demir yeri oluşturur. Özellikle guletlerin müdavimi olduğu koyu boş yakaladığınızda kaçırmayın derim. Hemen funda edin demiri, alın koltukları mendireğin kayalarından.
Datça Yarımadası’nın en güneyi olan İnce Burun’la en batısı olan Knidos arasında bakir demir yeri yok gibidir. Oysa Hisarönü ve Yeşilova körfezlerinde ne çok gecelenebilir, güvenli demir yerinden bahsetmiştik. Pek çok da yüzme molası noktasından.
İnce Burun’u dolanıp iki mil kadar batıya yol verdiğinizde, yöre halkının Domuz Çukuru dediği girintiye varırsınız. Harikulade denizi, plajı ve gür ağaçlık doğasıyla muhteşem bir cennet köşesi olan bu yer maalesef emniyetli değildir. Rüzgara, dalgaya ve solugana açıktır. Yüzme molasında bile tekneyi yalnız bırakmayın, hatta motoru da stop etmeyin derim. Açıktan geçen bir motoryatın dalgası bile tehlike yaratabilir.
Zaten Datça Yarımadası’nın bu kıyılarını solugansız bulamazsınız. Şimdi anlatacağımız üç demir yerinde de durum böyledir. Hiç esmezken bile teknenin ölü dalgalarla salındığını görürsünüz. Belki de bu nedenle, bu seyir bölgesinde döküntü çoktur. Tüm burun ve çıkıntılar açık geçilmelidir.
Domuz Çukuru’ndan 2,5-3 mil kadar batıda Hayıt Bükü bulunur. Girişin uzaktan görünmesi hemen hemen imkansızdır. Batıya doğru seyir sırasında ana karanın girinti yaparak sizden biraz uzaklaştığı bir yerdedir. Hafif kuzeye dümen kırarak yarımadaya yaklaşıp, arayıp bulmak gerekir Hayıt Bükü’nün girişini. Eskiden ahşap bir iskelesi vardı. Demir atıp kıçtankara olunabiliyordu ama şimdi en güzel seçenek alargada kalmak. Köşeye sıkışmış balıkçı barınağının küçük dalgakıranını ıslah edip, yatların barınak dışına kıçtankara olmasına imkan sağlanmış. Soluganla bir miktar sallanılsa da tonoz ve elektrik-su imkanı sağlanmış. Ama maalesef tuvalete girmeye kalkışmayın sakın… Çok güzel doğası olan bir köydür Hayıt. Arkadaki sırta çıkarsanız, köyün diğer tarafında lodosa bakan bir koyu daha olduğunu, burada da badem ve zeytinliklerin bulunduğunu görürsünüz. Elbette turizmle tanışmış olması, yaz nüfusunu bir parça artırıyor ama yine de sakin, asude bir köy. Şimdiye kadar gecelediğimde hiç pişmanlık duymadım. Üstelik dolmuşla Datça’ya gidip acil ihtiyaçlarınızı da halledebilirsiniz.
Hayıt Bükü’nde vuku bulmuş komik bir olayı da nakledivereyim bu arada. Ben görmedim, anlatanların yalancısıyım. Dediğim gibi eskiden ahşap bir iskele vardı ve muhtarlık da makbuz karşılığı bağlama parası alırdı. Belediye gelip iskeleyi yıkmış. Tam iskelenin karşısındaki tesis de teknecilerden gelirinin çok düştüğünü görünce, kendi imkanlarıyla bir yüzer iskele yapmış. Belediye bu defa tekneyle gelmiş. Tesis sahibinin çaresiz bakışları altında bağlayıp çeke çeke götürmüş iskeleyi…
Hayıt Bükü’nden üç mil kadar batıda Palamut’u buluruz. Geniş bir ovaya yayılmış olan köy, uzun plajının da avantajıyla turizmden daha fazla nasiplenmiştir. Yaz nüfusu ciddi boyutlara ulaşır. Bir hayli uzun ve geniş bir hilal yapan kum plajın batı sonunda, Palamut Adası’nın kuzeyinde beton mendirekli limanı vardır Palamut’un. Limanda tonoz var. Görevli sizi yönlendirir.
Elbette kum plajı duyunca dalga ve soluganı anlamış olmalısınız. Plajın oldukça açığına kadar da dip kumdur. Tüm sahil boyunca alargada kalmak mümkün. Bu kumların ve tatilcilerin limana giriş çıkışla ilgili önemli etkileri var. Liman ağzı zaman zaman kumla dolup sığlaşabiliyor ve genellikle tam liman ağzında yüzenler bulunabiliyor. Son derece yavaş ve teknedeki herkesin gözlem yapmasını sağlayarak, özellikle de baş üstünde bir mürettebat bulundurarak giriş çıkış yapınız.
Limanın batısında ise çakıl bir plaj daha vardır. Buranın suyu ana plajdan daha soğuktur ve dalgalar daha fazla kendini gösterir. Bu çakıl plajın açığı demirleme için uygun değildir.
Palamut’tan avara olup Divan Burnu’nu döndükten sonra artık Knidos’a kadar durak imkanı yoktur. Mesafe yaklaşık 6-7 mil.
Knidos. Çok özel bir liman. Büyüleyen, insanın içine işleyen, yaşamı sorgulatan, sakinleştiren bir liman. Akdeniz’le Ege’yi ayıran kapı. Sanki o antik uygarlık hiç ara vermemiş, hala yaşıyor da biz onlara misafir gelmişiz gibi hissettirir insana…
Yelkenli Yatçılık’ın tüm teknelerinde bulunan üstad Sadun Boro’nun Vira Demir’ini açın lütfen. Buraya kadar hiç açmadıysanız bile Knidos için açın o eseri. Denizcilik rehberi anlatımlarından ayrı olarak, Knidos’u tanıtan bir sayfa bulacaksınız. Okuyun lütfen. Sonra sabah erken kalkıp fenere gidin. Oturup bekleyin tiyatronun üstünden güneşin doğuşunu…
Knidos’un tarihi mendireğinden kalan taşların oluşturduğu liman ağzından giriş yaparız. Knidos’ta aslında iki liman vardır; kuzey ve güney limanlar. Deveboynu Burnu sanki devenin başına benziyor da boynu iki limanı birbirinden ayırıyor. Yine de Devebaşı Burnu denmemesi daha isabetli olmuş. Bahsettiğimiz, güneydeki büyük, eski ticaret limanıdır. Kuzeydeki küçük, eski askeri liman ise zamanla dolmuş, bugün için kullanılamaz hale gelmiştir. Akdeniz’le Ege’yi ayıran Deveboynu Burnu çok değişik, sürprizli deniz yapar. Burnu geçmek genellikle zor olur. Camadan vurduğunuz yelkenle ıslana ıslana ilerlerken bir anda rüzgarsız kaldığınız bile olabilir. Küçük uçağıyla fotoğraflar çeken bir pilot tanıdığım “sen nasıl geçiyorsun o burunu, yukarıda bile acayip havalar oluyor uçağı zor zaptediyorum” demişti. Knidos bu… Deveboynu Burnu’nu döndüğünüzde de iklimin derhal değiştiğini farkedeceksiniz. Hisarönü ve Yeşilova körfezlerindeki büyü bozuluverir bir anda. Rutubet basar tekneyi.
Limanda bir T iskele mevcut. T’nin başına kıçtankara, uzun kısmına ise aborda olunuyor. Tonoz yok. İskelenin dışında kalan tüm alan ise alargada kalan teknelere ait. Dip çok iyi demir tutmaz. Tuttu sandığınız demir bile bir süre sonra taramaya karar verebilir. Genellikle ıskarça olur ama yine de imkan ölçüsünde bırakabildiğiniz kadar kaloma verin mutlaka. Denizi pırıl pırıl ve soğuktur. Limanın içindeki akıntıyı hissedersiniz.
Eskiden Datça’dan enerji nakil hattı henüz ulaşmamışken, Knidos’ta jenaratör çalıştırılıp Datça’ya doğru yoldaki direklere elektrik verilirdi. Çok tuhafıma giderdi bu absürt iş.
Knidos’a gidip de örenyerini gezmeden olmaz. Tanrılar gücenir. Osmanlı döneminde padişahtan yazılı izin alan bir İngiliz arkeolog, Afrodit heykelinden limanın taşlarına kadar pek çok şeyi götürmüş ama kalanlar bile gezenleri titretmeye yetiyor. Geniş apaz ve pupa seyriyle geri dönerken herkes biraz farklılaşmış ayrılacaktır Knidos’tan. Yokuş aşağı, sallan yuvarlan ilerlerken dalgalarla kimi tatlı bir melankoli, kimi cıvıl cıvıl gördüklerini tekrar eden heyecan içinde olacaktır havuzlukta. Ne güzel…
Martı Marina’dan çıkan denizciler ve deniz severler için bir haftada gezilebilecek seyir bölgesini dört bölüm halinde tanıtmaya çalıştım. Aslında seyir bölgesi demek yetersiz olur bu cennet parçası yöre için. Sunduğum bilgileri sakın sakın seyir için yeterli görmeyin. Ben sadece ilk defa gelecek olanlara, sohbet nitelikli tanıtım yaptım. Mutlaka ve mutlaka seyir haritası ve rehber kitap kullanın ki zaten tüm teknelerimizde mevcut.
Denizin, rüzgarın, dalganın her halinde ve her demir yerinde keyfiniz daim olsun. Esenlik dileklerimle…
turgut ilhan





(0) Yorum