Hisarönü Körfezi Kuzey Yakasında Yelken

Yelkenli Yatçılık ile Hisarönü körfezi kuzey yakasında yelken seyri.


Merhaba…

Bu üçüncü bölümde sizlere Hisarönü Körfezi’nin kuzey yakasını, bir başka deyişle Datça Yarımadası’nın güney kıyılarını tanıtmak istiyorum. Bu kıyılar için genel bir uyarı olarak arıları söyleyebilirim. Bazı yıllarda huzur kaçıracak derecede yoğun olabiliyorlar. Hava kararmadan teknede yemek hazırlığına izin vermedikleri dönemler olabiliyor.

Martı Marina’dan avara olup kuzeye doğru koydan çıktığımızda, körfeze adını veren Hisarönü Köyü’nü görürüz sancağımızda. Yaz boyu hakim olarak esen günbatısı-karayel, dalgalarını bu sahile döktüğünden kıyı boyunca plaj oluşmuştur. Karadan gelen tatilcilerin yoğun olduğu bir köydür. Plajında alargada kalmak mümkünse de dalga pek rahat bırakmaz. Kıyının kuzey kısmında kocaman bir otel, doğa turizminden beklentilerimizle pek örtüşmez. Ancak hemen yanındaki eski orman kampından kalan gür ağaçlık alan göz zevkimizi okşar.

Eski orman kampının hemen batısında, Datça Yarımadası’ndaki ilk demir yerini buluruz. İnbükü. Uzaktan bakıldığında Datça yolunun küçük bir parçası görünür. Tam onun altındadır İnbükü. Demirlediğinizde marina uzaktan görüş alanınızdadır. Ağaçların suya kadar indiği koyun müdavimleri pek çoktur. Yaz boyu 15-20 tekneden aşağı düşmez alarga nüfusu. Koyun karayel yönündeki girintisi pek sığ olsa da yüzerek veya botla ziyarete değer.

Batıya devamla genişçe bir burnu dolandığımızda ikinci demir yerini buluruz. Çamurlu Koy. Çamurlu Koy daha geniştir. Rüzgar hep sahile kadar inen çam ağaçlarını tarayarak eser ve enfes kokularını taşır tekneye. Kıyıdan estiği için teknemiz derine gider de kaloma az gelip demir tararız diye korkmanıza gerek yok. Hem dip sert çamur olduğundan sağlam demir tutar hem de çok hafif bir eğimle derinleşerek uzaklaşır kıyıdan. Biraz uzun halatla kıyıdan koltuk almanız da mümkün elbette.

Çamurlu Koy’dan çıkarken burnu açık geçin, döküntü var. Kıyı bu kısımda lodos istikametinde ilerler. Çok değil, bir mil kadar sonra kuzeye girmiş bir büyük parantezin içinde üç küçük parantez varmış gibi Sucağız Koyları’na ulaşırız. Bunlardan ilki batıya, ikincisi güneye, üçüncüsü de doğuya bakar. Doğuya bakan bu koya yörede Emel Sayın Koyu da deniyor. Güneye bakan ortadaki koyun sahilinde çok nadir bulunan ve sığla yağı çıkartılan günlük ağaçları pek güzeldir ki zaten yöre halkı da buraya Günlüklü Koy der. Ve eğer şanslıysanız yamaçlarda gezen yabani atları izleyebilirsiniz.

Sucağız Koyları’nın şanssızlığı ise hemen batısında yer alan lüks ve büyük otel oldu maalesef. Haritadaki Kara Burun ve onun hemen doğusundaki küçük Tavşan Adası’nın oluşturduğu havuz gibi koyu kendi plajı haline getiren otele gelen lüks motoryatlar o denli çoktur ki otelin önü ve Tavşan Adası yetmez, Sucağız Koyları’nı ve hatta Çamurlu Koy’a kadarki tüm kara alanını istila ederler. Adeta bir marina gibi yanyana kıçtankara olurlar. Devasa boyuttakiler de o bölgede alargada kalırlar. Kovid salgını ile başlayan bu trend öncesi çok severdim ben Sucağız Koyları’nı. Şimdi ise ayrı bir dünya oldu oralar…

Tavşan Adası ve Kara Burun’u açık geçerken pruvanızda “güneyimden geç” şamandırası görürsünüz. Aslında onun bulunduğu yere “tehlike benim altımda” koyup, onu da Kara Burun’un döküntülerinin bittiği yere çekmek daha doğru olurdu ya, şamandıra tasarrufu yapmışlar. Siz o şamandıranın kuzeyinden de geçebilirsiniz, burna çok yaklaşmamak şartıyla.

Şimdi siz bu satırları okuyunca emniyetsiz bir şey önerdiğimi düşünebilirsiniz ama oraya gidip de burnun döküntüleri ile şamandıra arasındaki mesafeyi görüp, söylediğim bölgede gayet rahat seyir yapan tekneleri izleyince fikriniz değişecektir. Esasen denizcilikte “emniyet” kavramını ne denli önemsediğimi ve titizlikle uyguladığımı, bir kez birlikte seyir yaptığımız kişiler dahi bilir. Örneğin günün son demir yerine varıncaya kadar; seyirde ve molalarda hiç kimsenin alkol almasına, bir bira bile içmesine razı gelmem…



Kara Burun’u bordaladıktan sonra sancak baş omuzluğumuzda Dişlice Adası’nı görürüz. Hakikaten çok enterasan doğal yapısıyla, diş diş bir adadır. Doğu kıyısı demir yeridir ama koltuk almak şartıyla. Niçin koltuk almak şartıyla; çünkü dip çok hızlı derinleşir ve alargadaki tekne açığa kaydığında demiri kaldırır. Peki çok derin de nasıl demir atacağız diyeceksiniz. Dişlice Adası’nda demirlemenin çok enterasan bir özelliği var ki yörede başka örneği yok. Şöyle ki;

Adayı, masanın kenarına koyduğunuz kahve kupası olarak görün. Sonra masanın kenarından aşağı doğru zemine 45-60 derece kadar eğim yapan bir kitap tutun. İşte adanın doğusundaki dip yapısı böyle. Ve üstelik o kitap, hafif yosunlu olsa da çok güzel demir tutuyor. Yani yakına bile demir atsak, uzun kaloma vermekteki zincirin demiri çekme açısının dar olması amacına ulaşmış oluyoruz. Elbette kıçını bağlayıp teknenin sabit bir yerde durmasını sağlarsak. Yok tekne gezinir de masanın kenarından uzaklaşır, açığa sürüklenirse, zincir dikleşir ve demir kalkar.

Dişlice Adası çok enterasandır. Denizi muhteşem güzel, etrafında şnorkel yapması doyumsuzdur. Adanın içindeki doğal tünelden karşıya geçebilirsiniz. Veee çok daha ilginci, bu adaya özel bir kırlangıç türü, sadece gün batımı ve gün doğumunda uçarak, hiç alışık olmadığımız şarkılar söylerler. Bunu izlemek gerçekten büyük keyif ve büyük ayrıcalıktır. Bu nedenle adada gecelemeyi çok severdim. Ancak maalesef biz insanoğlu adanın fare yuvası olmasına yol açtık ve son yıllarda çok fazla ürediler. Gece ortalığa çıktıklarından, ne tedbir alırsam alayım tekneye girecekleri korkusunu yenemiyorum.

Kara Burun’dan kuzeye ilerleyen karalar, Türkiye’de tek olan, fiyort gibi ince uzun bir koya ulaşır. Bencik. Dişlice Adası da sanki Bencik’in girişini kapatan tapaymış da “buyrun, gezin, cenneti görün, ömrünüze ömür katılsın” der gibi saygıyla geri çekilip bekliyor gibidir. Bencik benzeri bir yapı da Sinop’ta Hamsilos’tur ama Bencik’in üçte biri kadardır ancak.

Yılan gibi içeri giren Bencik tam bir doğa şaheseridir. Datça Yarımadası’nın en dar yerinde biter. Derler ki Hisarönü Körfezi’nde tutulan bir balık, daha ölmeden Gökova Körfezi’ne aşırılır. Buradan yola çıkarak bu kıstağa balıkaşıran diyenler de vardır. İster alarga ister kıçtankara olunabilir. Sezonda satıcı teknesi dolaşır, eksikler giderilebilir. Hatta kıyıdaki balıkçılar, teknelerinde size balık dahi pişirebilirler.

Bencik’in tarihi de çok ilginç. Datça Yarımadası’nın en ucunda Knidos bulunur. Çok gelişkin bir medeniyet. Örneğin bilinen ilk ve orijinal Afrodit heykeli burada üretilmiştir. Örenyeri gezmeye değer. Knidoslular sanat, bilim ve ticarette çok gelişmişler ama askerlikte zayıf kalmışlar. Bu nedenle de hep saldırıya uğramışlar. Onlar da şöyle bir proje geliştirmişler: Bencik’in dibini kazalım, Gökova’ya bir geçit açalım. Düşman bizi güneyden kovalarsa, geçitten kuzeye geçer, bu sırada etrafa dizdiğimiz kayaları yuvarlayarak geçidi kapatırız. Düşman da peşimizden gelemez. Kuzeyden kovalanırsak da aynı şekilde Hisarönü’ne geçer, kurtuluruz. Bu gayretle başlamışlar Bencik’in dibini kazmaya. Ancak o kadar çok can ve uzuv kaybı vermişler ki “Tanrılar Datça’yı ada yapmamızı istemiyorlar” deyip vazgeçmişler. Arkeologlar bu kazıların izlerini tespit ettiler.

Son bir şey; Bencik’in dip tarafından, tam girişin karşısındaki Dişlice Adası, tam da gün batımında öyle muazzam bir fotoğraf verir ki bu görüntüyü ezbere bilmesem, Yunan turizm dergisine inanır, Yunan adalarını gezmeye başlayabilirdim bulacağım diye…

Aklımız içeride kalsa da tekneyi çıkardık Bencik’ten. Batı’ya doğru yol verirken, tam Dişlice Adası’nın kuzeybatısında pek hoş bir girinti sizi meltemden korur, huzurlu bir gece vaadeder…

Bu noktadan sonra batıya doğru tüm burun ve çıkıntıları açık geçin lütfen. Hemen tamamında döküntü var. Bölgede çok fazla deprem olduğundan belki de…

Hemen ilk geniş çıkıntıyı dönüverince ağaçlık geniş bir plaj gelir sancağınıza. Daha önce bahsetmiştik; plaj demek dalga demek. Burası da hakim rüzgara ve dalgaya açık. Ama sabah erken saatte yüzme ve kahvaltı molası çok keyifli olabilir.



Bir - birbuçuk mil kadar batıda ise cennetin adı bu defa Hurmalı Bük oluyor. Hurmalı Bük’te hurmalara şaşıracaksınız elbette ama bence karaya çıkıp doğuya doğru biraz yürüyün. Hemen kıyıdaki alçacık sırtı aşıverince karşınıza kocaman ve dümdüz bir tarla çıkacak. Yolu olmayan yerde bu tarlayı işlemek, ekip biçmek ne emek… Kuzey Ege’de hava sert olunca dalgası Hisarönü’ne iner. Meltemin dalgasına eklenir. Böyle havalarda Hurmalı Bük’ün doğu tarafı solugan alır. Batısını tercih etmeli.

Hurmalı Bük’ün hemen batısında Dil Burnu çok alemdir. Körfezden bakınca bir şeye benzetemezsiniz de arkasına dolaşınca ne marifetler ne marifetler… Gerçekten de Dil Burnu’nun kuzeyinde pek çok güzellik ve demir yeri gizlidir. Gönlücekbükü Koyu diye adlandırılır seyir haritasında. Döküntülere, sığlıklara dikkat ederek gezmeli, tadını çıkarmalı bence…
Dil Burnu’nun arkasını keşfettiyseniz, kıyı kıyı batıya yönelebilirsiniz. Kurucabük’e kadar üç küçük sığınak daha bulursunuz. 2-3 teknelik girintiler özellikle guletlerce pek sevilir, tercih edilir.

Dil Burnu’ndan çok çok iki mil batıda meşhur Kurucabük’e varırız. Datça denilince ilk akla gelenlerden olan Aktur tatil köyünün iki koyundan doğuda olanıdır. Aktur, doğaya saygı kavramının bir tatil köyünde şekil bulmuş halidir. Otobüs firmalarının bilet satış ofisleri bulunması ve araçların Aktur’da durak yapmaları tekneciler için de önemlidir. Karşılanacak misafirlere bu adres verilir ki hem ulaşım kolay olsun hem de atil köyündeki pazardan ve marketten eksikler giderilsin, eczaneden ihtiyaçlar alınsın. Tanıdığım pek çok denizci Kurucabük’te günlerce kalmaktan büyük keyif aldıklarını söylerler. Evet alargada kalındığı için demire enaz yük biner ama zaten dip eriştelik olduğundan tutunma da çok kuvvetli değildir. Kurucabük’te beni rahatsız eden bir şeyi söylemezsem rahat edemeyeceğim. Hani bu bölümün başlarında İnbükü’nü tarif ederken tam üstünde Datça yolunun bir kısmı görünür demiştim. Kurucabük’ten de görülüyor yolun bir parçası. Ancak sanırım doğanın yapısından, İnbükü’nde hiç yol gürültüsü duyulmazken, burada özellikle geceleri rahatsız edici olabiliyor.

Aktur’un kıyısı 3 rakamı gibi iki koydur. Kurucabük doğudaki küçük ama meltemden korunaklı olanıdır. Arada küçük bir yarımada gibi yer alan Adatepe Burnu’nun batısında yer alan Çiftlik Koyu (Marmaris’teki Çiftlik Koyu ile karıştırılmasın) ise daha büyük ama rüzgara ve dalgalara açıktır. Çok nefis bir kum plajı vardır. Tatil köyünün asıl yerleşimi bu taraftadır. Kurucabük tarafında kamping alanı ve oyun alanları yer alır. Kurucabük’ün doğu tarafında yer alan ve “Yeni Aktur” diye adlandırılan beton yığınını ise yok sayıyorum…

Kurucabük ve Çiftlik Koylarının ortasındaki Adatepe Burnu’ndan güneye bir hat çizin, Simi ile aramızdaki sınırdan geçerek iner Ekmek Burnu’na (Ala Burun’a) doğru. Hisarönü ve Yeşilova körfezlerini sınırlandıran bir çizgi oluverir. Biz de Hisarönü Körfezi’nin sınırı olarak burayı kabul edelim ki bu üçüncü bölümü çok uzatmış olmayalım. Datça Limanı ve Knidos’a kadarki alanı başka bir yazıya bırakalım.

Tüm seyirleriniz ve limanlarınız size keyif, huzur, yaşam sevinci versin; esenlik dileklerimle…

turgut ilhan

yelkenli yatçılık

(1) Yorum

  • yelkenli yatçılık ile hisarönü körfezi yelken tatili, yelkenli tatili, yelken rotası, hisarönü körfezi koylar

    Kemal Aydin - 22-03-2024

    Sevgili kaptanım, senin bu keyifli yazılarından sonra Hisarönü tekne gezileri çok daha başka oluyor. Kalemine sağlık.

Yorum Yazın