Yeşilova Körfezi Yelken Keyfi
Yelkenli Yatçılık ile Yeşilova körfezinde yelken seyri.
Merhaba…
İlk bölümde Martı Marina’dan avara olup körfeze çıktığımızda dümeni iskeleye çark etmiştik. Eskilerin tabiriyle batıya tebdil’i rota etmiştik. Hisarönü Körfezi’nin güney kıyılarını takiben Atabol burnuna gelmiştik. Şimdi kaldığımız yerden devam ederek Yeşilova Körfezi’ne giriş yapmak istiyorum. Yeşilova Körfezi’ni kıyı kıyı saat yönünde gezer tanışırız bu cennet yöreyle. Burada da hiç rutubet yok. Hisarönü Körfezi’yle aynı iklim.
Yeşilova Körfezi’ne girerken ilk dikkat edeceğimiz coğrafi durum şudur: Hisarönü Körfezi’nin güney kıyılarını takiben sonuna geldiğimizde ana kara güneye doğru kıvrılarak 1,5-2 gomina kadar istinat duvarı gibi dimdik devam eder. Denizin içine de dimdik iner, döküntü yapmaz. Ancaak hakim meltem yeli bu duvara çarpar ve geri dönerek önünde rüzgarsız bir koridor yapar. Aynı şekilde dalgalar da çarpıp yansır ve çırpıntılı, tekneye huzur vermeyen bir deniz kaldırır. Yelkenli tekne rüzgarsız ve kumanda edilemez halde kalıverir bu 1,5-2 gominalık koridorda. Belki de eskiden beri yerleşmiş “Atabol’u geçmek zordur” efsanesi de buradan geliyor…
Ben Hisarönü’nden Yeşilova Körfezi’ne geçeceksem, hakim olarak günbatısı-karayel esen meltemle sancak kontra sıkı orsa giderken bahsettiğim bölgeye geldiğimde hemen gevşetmem ıskotaları. Simi’ye doğru dümen tutmaya devam ederim. Ta ki Atabol dönüşünün o sıkıntılı koridorundan iyice uzaklaşıncaya kadar. Zaten motoryatlar o dimdik istinat duvarı gibi yarı neredeyse yalayarak geçtikleri için onlarla da çatışmamış olurum. Rüzgarımın kesilmediğini görüp, dalgaların birbiriyle itişmediği kadar uzaklaştıktan sonra yavaş yavaş ıskotaları laçka eder, apaz seyrine geçerek güneye dümen tutarım.
İşte o anda tam pruvamda, bir mil kadar ileride, denizin ortasında bir fener girer rotama. Atabol kayalığı feneri. İskele kemeremde de ana karanın dönüş noktasında eskiden kalma bir fener kalıntısı daha. Evet, fenerleri burunlara koymak gerekir. Eskiden de öyle yapıp, Atabol fenerini Atabol Burnu’na koymuşlar. Ama tehlike burunda değil ki, burnun çok açığında. Tam da kuzey-güney hattında seyreden teknelerin rotasında. Tam da Bozburun - Datça rotasında. Hem de öyle acımasız bir tehlike ki derinliklerin içinden volkan gibi yükselmiş bir sığlık. Vuran gemi kalamamış küçücük alanın üstünde, atalet kuvvetiyle devam edip kaynayıvermiş derin sulara. Çok batık olduğu söylenir Atabol kayalığı çevresinde… Sonra akıl başa gelmiş ve “tehlike benim altımda” şamandırası çakarlı şekilde konulmuş doğru yere. Tam sığlığın üzerine.
Geçmişte bir fırtınada yıkıldı bu fener. Hepimiz acilen yenisinin yapılacağını zannettik. Heyhat yanıldık hem de 2-3 sene kadar. Çözüm deniz emekçisi balıkçılardan geldi. Koca koca strafor (sert köpük) küplerini eski ağlarına sarıp bağladılar deniz altındaki kayalığa. Ağlar yıprandı parçalandı, onlar yenilediler işareti aynı gün. Halbuki o tehlikenin yerini en iyi bilenler de onlardı. Hiç de ihtiyaçları yoktu işarete, şamandıraya. “Denizci” olmanın örneğini verdiler yeni şamandıra yapılıncaya kadar. Bıkmadan usanmadan…
Hakikaten zormuş Atabol’u (yöre halkının tabiriyle Apastol’u) dönmek. Dönemedik bir türlü. Döndük. Rotamız doğu. Atabol Burnu’nu döner dönmez hemen dibinde kayalardan bir ısırık alınmış gibi minik bir girinti vardır. Güzel şeylerin tehlikeli olduğu kuralının tam bir örneği. Çook çok sakin havada, sabah erken uğrayın. Hatta tekneyi biraz ilerideki Çanak Koyu’na demirleyip botla ziyaret edin derim.
Bu ısırığı görmezden gelip doğuya rota tutuyorken amman dikkat!!!… Tam pruvanızda kuzey-güney hattında serilmiş, üç tanesi minicik kayalık olarak görünen döküntü var. Bu döküntüyü açık geçtikten hemen sonra hafif hafif iskeleye kırmaya başlayın dümeni. Çanak Koyu’na geldik. Hem yüzmesi hem de şnorkel yapması doyumsuz bir koy.
Çanak’tan sonra bir süre sarp yamaçları bordalayarak seyredeceğiz doğuya. Kuvvetle muhtemel iğnecik seyri. Yelkenler ayı bacağı. Çok merak ettim yıllarca bu yelken trimine niçin ayı bacağı dendiğini. Okyanus geçenlerin çift ön yelken donatarak bunları ayrı yönlere açıp ana yelkeni hiç kullanmamalarına “kelebek” denmesi makul ve mantıklı da ayı nereden çıktı, bacağı ne anlama geliyor?… Meğer olaya havadan bakıyormuşuz. Ayı otururken bir bacağını daha açık parantez (ana yelken), diğerini daha kapalı parantez (ön yelken) yaparak yanlara açarmış. Öğrendim de başım göğe erdi…
Bumbayı istemsiz kavançaya düşürmeyeceğim diye uğraşırken bir bakmışsınız iskele kemerenizde tepenin üstünde yanyana iki tane baz istasyon direği. Hani Hisarönü’nde Koca Ada’nın batı başlangıcı hizasında Kocabahçe Koyu vardı ya, işte o koyun güney dibinde tepenin üstünde gördüğünüz baz istasyon direkleri bunlar. Tam Kocabahçe’nin güney sırtına geldik. Ben diyorum bu Yelkenli Yatçılık tekneleri iki direğin etrafında dönüp duruyor diye de kimse inanmıyor…
Baz İstasyon direklerinden denize doğru inen geniş ve güzel bir eğim vardır. Bir sürü kaçak yapılaşmayla yeni bir mahalle gibi oldu. Hatta kıyısına iskele de yapıldı. Restoran olması muhtemel görünen bir yapı da var. Yaşayıp göreceğiz…
Bu bölgeden sonra iskelenize gelecek olan minik çıkıntı ve buruncukları biraz açık geçiniz. Döküntüleri var. İskelenizde karaya çok yakın Tavşanbükü Adası var. Tavşan Bükü’nün önünde nöbet tutuyor sanki bu ada. Kıyıdaki düzlük alan kışın guletlerin çekek yeri olarak kullanılıyor. Bölgede demirlemenin tek zorluğu koltuk alacak yerlerin azlığı ve kıyıdan çok içeride yer almaları.
Sancak baş omuzluğunuzda koskocaman Kızıl Ada yer alıyor. Tam pruvanızda da onun, Pinokyo’nun burnu gibi upuzun kuzey burnu var Burun tıpkı bir mendirek gibi güneyden kuzeye doğru uzadıkça uzuyor. Hatta denizin içinde bile. Bu burnun döküntülerinin bittiği yer ile kuzeyindeki ana kara arasında sığ bir geçit var. Burası önemli !!!… Kızıl Ada’nın burnunun deniz üzerinde görünen son noktası ile ana kara arasındaki mesafeyi üçe bölün, üçte bir ada tarafında kalacak şekilde ağır yolla dalın geçide. Ama ileriye doğru kaptırıp gitmeyin sakın. Adanın mendirek gibi burnunu bordalayıp 20-30 metre kadar geçer geçmez sancağa 90 derece dönüş yapın. Etrafta bu geçişi yapacak bir gulet varsa, yol kesip onun peşine takılın derim ilk geçiş deneyimi için.
Bu geçitle girdiğimiz alan, meşhur Ada Boğazı. Çok revaçtadır. Hiç dalga almaksızın püfür püfür esen nadir alanlardandır. Denizin üstü hareketlidir. Bozburun’daki pansiyonlardan yüzmeye gelenlerin tekneleri, satıcıların tekneleri, demirli teknelerin Bozburun’a alışverişe gidip gelen botları ve illa ki süratli deniz oyuncakları…
Neden Ada Boğazı denmiş? Çünkü hani geçitten geçince 90 derece sancağa (güneye) döndük ya işte iskelemizde bir küçük ada daha var. Kiseli Ada. Kızıl ve Kiseli adalar arasındaki boğazdayız. Kiseli Ada antik bir liman. Yukarıdan bakınca sol ayak izine benzeyen adanın doğu girintisi kış limanı, şu anda iskelenizde gördüğünüz batı tarafı yaz limanı. Kıyıya dikkatle baktığınızda işlenmiş taşlarla yapılmış yanyana hilal şeklinde kayıkların yük indirme girintilerini görebilirsiniz. Elbette onlardan kalanları. Onun hemen yukarısında da ticari malların deposu olan binadan kalanları. Kiseli Ada’da bir de yel değirmeni kalıntısı var. Ama sizi belki de en çok tavşanları izlemek, keklikleri dinlemek eğlendirecek…
Kilise kalıntısı aslında Kiseli (“kiliseli”nin bozulmuş hali muhtemelen) Ada’da değil. Onun hemen yakın kuzeyinde ana kara üzerinde. Ama arada o kadar sığ ve dar bir deniz var ki belki de eskiden yürünebiliyordu. Sakın girmeyin o geçite. Geçidi çok iyi bilen kaptanların katamaranla slalom yaparak geçmesine de aldanmayın sakın. Salmayı kurtarması hiçbir şekilde mümkün değil.
Demiri Ada Boğazı’na funda edip ister Kızıl Ada’dan ister Kiseli Ada’dan koltuk alarak keyifli bir gece geçirebilirsiniz. Ya da Kiseli Ada’yı güneyinden dolanıp, doğusundaki girintide kıçtankara olabilirsiniz. Ada Boğazı çok detaylı ve anlatması zor bir coğrafya; okurken seyir haritasına da göz atarsınız değil mi?…
Kiseli Ada’nın doğusuna dolanınca kocaman bir göl gibi iç denizle karşılaşırsınız. Bu iç deniz kuzeyinde Bozburun limanı ve yanındaki plajı ile başlar, güneye doğru açılarak gelir. Hakim batı dalgasına Kiseli Ada ve Kızıl Ada doğal koruma sağlar. Hiç dalga olmadan esen bu iç deniz çok güzel yelken keyfi verir. Kızıl Adanın güneyinden burnunuzu çıkarınca, ta Datça’dan yuvarlana yuvarlana gelerek Yeşilova Körfezi’nin dibini bulan dalgalarla karşılaşırsınız. Dönün geri. Bozburun’a kadar bir daha gidip gelin keyfine…
Bozburun limanında su, elektrik mevcut da yer sıkıntılı. Boş yer kapmak için çok ikindiye kalmadan giriş yapmak lazım. Tonoz yok, demir atacaksınız. Derinlik az ve dip kuvvetli balçık. Tarama ihtimali yok. O nedenle uzak atıp da başkalarının zincirleriyle çapariz yaratmayın. Limanda görevliler var. Yer gösterip yönlendirirler. Sakin gece istiyorsanız, batı kıyıdan koltuk alın derim. Zaten duş tuvalet de o tarafta.
Bozburun’da çamaşır yıkama, doktor, eczane, tekne malzemesi, alışveriş ve sair her türlü ihtiyaç karşılanabilir. Gümrük kapısıdır, giriş-çıkış işlemleri yapılabilir. Liman ve çarşı merkezi, daha önce Bahsettiğim Hisarönü Körfezi’ndeki Germe Koyu’nun çok yakınındadır.
Limanın batı yanındaki plajın önü ise alarga alanıdır. Demir atıp dinlenen pek çok tekne görürsünüz.
Bozburun limanından avara olup güneye doğru dümen tuttuğunuzda tam karşınıza kümbet gibi irice bir ada çıkar. Çepeçevre netadır, istediğiniz tarafından geçebilirsiniz. Devamla iskelenizde doğuya doğru bir girinti ve içinde tersane, çekek yeri, daha çok ticari teknelere hizmet veren bir marina görürsünüz. İşte körfeze adını veren en dip nokta burasıdır; Yeşilova. Sancağınızda ise Kızıl Ada bir kaç güzel girintisiyle size pek hoş demir yerleri gösterir.
Kızıl Ada güneyde nihayete erdiğinde ve artık bu dalgasız iç denizden çıkmanın vakti geldiğinde iskelenizdeki Zeytin Adası’na fazla yaklaşmayın. Döküntüler var. Biraz sonra da sivri uçları birbirine değercesine yaklaştırılmış iki mızrak ucu gibi bir kapı görecek, buradan Söğüt’e giriş yapmak isteyeceksiniz. Sakın!… Çok sığdır o aralık. Zaten yaklaşınca uyarı şamandırasını da farkedersiniz. Ama kabul ediyorum, balıkçı kayıklarının (yöresel adıyla piyadelerin) buradan geçiyor olması insanı tahrik ediyor.
Mızrak ucu gibi yaklaşanlardan kuzeydeki ana kara, güneydeki ise Söğüt Adası. Söğüt’e giriş ise Söğüt Adası’nın güneyinden. Son derece geniş bir girişi olsa da Söğüt Koyu yine bir göl gibi, bir iç deniz gibi karşılar sizi. Selimiye ve Bozburun iç denizlerinden tek farkı ise solugan alıyor olması. Ta Datça’dan gelerek Yeşilova Körfezi’ni geçen dalgalar da girer Söğüt’e bu geniş kapıdan. Söğüt’te geceler teknenin pışpışlarıyla geçer genellikle.
Söğüt, üstad Sadun Boro’nun tabiriyle “cemiyet hayatından” sıkılanların kaçtığı, pek meşhur bir köydür. Denizden bakınca minik ama sarp bir burunla ayrılan iki mahalleden oluşur. Girişte karşılaştığınız Cumhuriyet Mahallesi ve diğeri Kızılyer Mahallesi. Yatçılara hizmet veren pek güzel birkaç iskele ve restoran bulunur.
Söğüt’ün çıkışındaki Değirmen Adası ve Taşlıca Adası kıyıları berrak suları ile son derece cezbedici olsa da kıyıları genellikle çok derin olduğundan demirlemek zordur. Sınırsız gibi görünen upuzun zincirleriyle guletler tadını çıkartır bu adaların.
Bu noktadan sonra karalar batıya doğru uzanır ve Yeşilova Körfezi’ne giriş yaptığımız Atabol Burnu’ndan tam güneye bir çizgi çizin, işte bu hatta kadar devam eder. Ve Yeşilova Körfezi’nin, güneş batışına kaldırılmış bir şarap kadehine benzemesini sağlar. Körfezin güney sınırını oluşturan bu kısım rüzgara ve dalgalara açıktır. Derinlik de fazla olduğundan pek demirleme imkanı vermez.
Amaa bu kısmın batı tarafında, yani şarap kadehinin tam da dudaklarla buluşacağı kenarında öyle bir yer vardır ki gerçekten şarap tadında. Oğlanboğuldu. Adının nahoşluğuna inat bir cennet köşesi. Oğlanboğuldu Burnu’nun hemen doğusundaki minicik adanın sakladığı harikulade bir girinti. Solugan aldığından gecelemek çok konforlu olmayabilir ama yüzme molalarının en güzellerinden biri garanti.
Oğlanboğuldu Burnu’ndan sonra lodos yönüne dönerek kadehin kenarını şekillendiren karalar, Kızıl Burun’la Yeşilova Körfezi’ni nihayete erdirir.
Bu noktadan bir kaç mil güneydeki Ala Burun’a kadar iklim hala aynı güzelliktedir. Yöre halkının Ekmek Burnu dediği ve her geçişte eski denizcilerin ruhlarına bir parça ekmek attıkları Ala Burun’dan doğuya yönelir yönelmez, görünmez bir kapıdan geçmiş gibi iklim anında değişir. Navigasyon masasındaki harita rutubetten hamurlaşıverir aniden.
Doğanın, denizin, rüzgarın, yelkenin güzellikleri hep sizlerle olsun, keyfinize keyif katsın, esenlik dileklerimle…
turgut ilhan
(0) Kommentare